“Bizi aldatan bizden değildir.” (Hadisi Şerif)

Meyveler favori yiyeceklerimdendir. Bu nedenle semt pazarındayım. Oldum olası inciri çok severim. Tam da mevsimi olduğundan yaş incir almak istiyorum. Tezgaha sıra sıra dizilmiş, bazı bölgelerde adına ‘yemiş’ denilen yeşil yeşil incirleri görünce gayri ihtiyarı o tarafa yöneldim.

Görünümleri mükemmel. Can alıcı, iştah kabartıcı. Lakin fiyatlar astronomik düzeyde, alım gücümüzün biraz üzerinde pahalı. Pahalı demek yetmez hatta çok pahalı.

Canımı dişime takayım, o ki canım çekti bari bir kilo alayım diyorum.

Satıcı kural gereği bana seçme şansı vermedi. Tezgahtar kaşla göz arasında sağ elinin avucuna üçer üçer aldığı incirleri kağıt keseye iki seferde doldurdu. Digital tartı ölçer ile hızlıca tartıp bana uzattı.

Alın teri ile kazandığım paramı verip hevesle uzatılan poşeti aldım. Bir kilo da kiraz alıp evin yolunu tuttum.

Hızlı adımlarla eve geldim. Bir kilo yaş incir için ödediğim onca paranın karşılığı olarak poşette altı tane incir vardı. Bunlar ev halkına yetmez iyi ki kiraz da almışım dedim.

Malum virüs sebebiyle azami dikkat edip kiraz ve incirleri ayrı ayrı tabağa koydum.  Bir güzel yıkadıktan sonra meyveler artık servise hazırdı.

Meyveleri bir güzel iştahla yemek üzere masanın üstüne zafer kazanmış komutan edasıyla koydum.

Fakat o da ne?

İlk elime aldığım incir çürük çıkıyor. Diğeri kurtlu bir diğerine uzanıyorum ezilmiş ve görüntüsü yenecek gibi değil. Altı incir tanesinden tek bir tanesi bozulmamış. O da çok sert. Henüz olgunlaşmamış olduğundan olacak ki taş! gibi duruyor.

İncirlerden ümidimi kesince kirazlara yöneliyorum. Onlarda da durum aynı. Hemen hemen hepsi kurtlu. Hiçbirini yiyemeden çöpe atıyorum.

Bir mal satan satıcı sattığı mal sağlam mıdır, çürük müdür, az çok bilir. Ama alıcı bunu ancak eve getirdiğinde anlayabilir.

Yani kimse bile bile çürük meyveleri satın almaz. Dolayısıyla sorumluluk satıcıdadır. Satıcının çürük malları göz boyayarak satması anlaşılır gibi değil. Göz göre göre çürük mal satışı yapması beni çok üzdü.

Beni üzen meyvelerin çürümüşlüğü değil, insanlığın çürümüşlüğü, çürük meyveleri sağlammış gibi allayıp pullayıp satan zihniyetin çürümüşlüğü oldu.  Ve bu duruma hiçbir müdahalede bulunmayan sözüm ona belediyenin zabıta ekiplerinin durumu oldu.

Aslında pazarın hali sosyolojik halimizi anlamımız için son derece kesin ölçüler veriyor. İnsanımızın ne durumda olduğunu anlamak için semt pazarından başlayıp şehrin kabristanına kadar bu tahlili yaptığımızda durum hiç iç açıcı görünmüyor.

Kabristan demişken arife günü anne-baba mezarlarını ziyaret ettiğimizde de benzer bir çürümüşlük orada da vardı. Elinde Yasin-i Şerif cüzü ile mezar başında Kur’an okuyan adamların müşteriler(!) olmadığında, yalnız kaldıklarında nasıl terbiyesizce, argo, kaba konuştuklarını duyunca kokuşmuşluğun boyutlarının benim düşündüğümden çok daha vahim olduğunu daha iyi anlıyor insan.

Az önce Kur’an dökülen dudaklardan biraz sonra lağım akıyor olması katlanılabilir şeyler değil. İnsan iğreniyor, tiksiniyor, şahit olduklarınıza şahit olmaktansa mezarda yatmayı mezarın başında olmaya tercih ediyorsunuz.

Hayatın tüm alanları hemen hemen böyle. İş hayatında durum daha da korkunç. İş veren işçiye, işçi işverene beddua etmekte.

Beşyüz çalışanı olan bir konfeksiyon üreticisi ile hal durum nedir diye sorduğumda adam anlatırken gitgide sinirlendi. İşçilerden şikayet ediyor hak etmedikleri halde üretmediklerinden daha çok para aldıklarını yakında kapıya kilidi vuracağından bahsetti. İşçileri dinlediğinde ise durum tam tersi. Patron bizi sömürüyor, bizim üzerimizden servetine servet ekliyor ama hakkımızı tam olarak vermiyor diyorlar.

Başta inşaat sektörü olmak üzere çalışma, üretme, değer katma memnun etme, aldığını helal ettirme gibi hususlar hak getire.

Pazarcının elli liramı alıp karşılığında çürük meyve vermesi filan inanın ona üzülmüyorum. Zaten bu pahalılıkta pek bir şey de alınmıyor artık. Benim üzüldüğüm tüketemediğim meyveler de değil. Üzüntüm kandırılmayacağım, kendisine inanacağım, güveneceğim temiz yürekli insanların tükenmiş olması.

Benim üzüldüğüm paramın değil iyi niyetimin çalınmış olması.

H. İbrahim ÇORAKLI

Kategoriler: Genel

0 yorum

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.