BİRİNCİ DEĞİL, BİR İNCİ

Yeni atanmış bir öğretmendim. Henüz derse dolayısıyla sınıfa girmemiştim. Heyecanımın tarifi yoktu ama endişe ve stresi çoktu.
Hem bir an önce sabah olsun derse gireyim, hem de biraz daha zamanım olsun hazırlanayımın gitgeli vardı. Bu durumu öğretmen arkadaşlar gayet iyi bilirler.

Meslekteki ilk günüm ilk derse giriyorum. Nerede ise çocuklarla aynı yaştayız. Ben yirmi iki, öğrenciler on beş- on yedi yaşlarında. Yirmi öğrenci Kuranı Kerim dersi için edeple yeni hocalarını karşıladı, hürmetle ayağa kalktılar.

Bir müddet bakıştık. Bu arada, o ana kadar hayatımda ilk defa ben geldim diye yirmi kişi birden ayağa kalkıyor. Çok tuhaf ama gururu okşayan, nefse hoş gelen bir duygu bu.

Selam verdim öğretmen masasına oturdum. Sıra ile tanıştık. Önce ben sonra öğrenciler tek tek ad, soyad ve memleketlerini söyleyerek kendilerini tanıttılar.

Burhan mavi gözlü hafif kilolu doğu aksanıyla konuşan karayağız bir delikanlı. Öğretmen masasına en yakın ilk sırada oturuyor. Gözümün içine bakıyordu.

Yeni hoca olmanın verdiği heyecanla en iyi hoca olmaya karar vermiştim. Kuranı Kerim’i en iyi öğreten hoca olmak bu konuda Türkiye çapında tanınmak ve bilinmek istiyordum. Bu isteğim gayretimi artırıyor diğer hocalardan daha fazla çaba göstermeme sebep oluyordu.

Fırsat tam da ayağıma gelmişti. Resmî yazıyla yıl sonu yapılacak yarışmaya bizim vilayetten bir öğrenci gönderilecekti. Öğrenciye ve onu yetiştiren öğretmene çeşitli ödüller yazının altında belirtiliyordu. İşte dedim, al sana kendini ispat etme fırsatı. Bu yarışmanın galibi benim ve öğrencimin olacak.

Burhan’ı özel çalışmalarla yarışmaya hazırladım. Hatta sırf yarışmayı kazanalım diye neredeyse tüm zamanımı Burhan’a ayırdığımdan diğer çocukları ihmal ettiğim bile oldu. (Allah affetsin)

Deliler gibi çalıştırıyordum. Ayetleri ben okuyor, Burhan’a tekrar ettiriyor olmadığını düşündüğüm kelimeleri on defa yirmi defa söylediğimiz oluyordu. Burhan’ın gözü ağzımda, sesim onun kulağındaydı.

Sene sonu yaklaşmış, yarışmaya iki ay kalmıştı. Burhan standartların çok üzerinde bir tilavetle okuyordu. Artık yarışmaya hazır, heyecanı gözlerinden okunuyordu.

Yarışmada sıralamasını bilemem ama dereceye gireceği kesindi. Bu da heyecanı büsbütün artırıyordu. Burhan’dan daha heyecanlı biri vardı, o da bendim. Zira bu benim hocalığımın ilk yılında kendimi ispatlamak için bulunmaz fırsattı. Ve öğretmeni olduğum öğrencinin yarışmasıydı.

Burhan’la son rötuşları yaptığımız bir gün babası çıkageldi.

  • Hocam ben Burhan’ın babasıyım.
  • Buyurun, buyurun hoş geldiniz
  • Hocam malumunuz ben memurum, tayinim Erzurum’a çıktı. Dolayısıyla Burhan’ın kaydını Erzurum’a almak istiyorum. Emekleriniz için teşekkür ederim, demez mi.
  • Olmaz beyefendi, Burhan’ı alamazsınız.
  • Hocam buna mecburum.
  • Bu kadar çalıştık. Önümüzde yarışma var. Ondan sonra alsanız olmaz mı?
  • Olmaz hocam, yarışmaya orada da hazırlanır. Kusura bakmayın.

O kadar emek verip hazırladığım Burhan’ım elimden kayıp gitmişti. Şok haldeydim. Tükenmiş bitmiş bir halde kalakaldım.
Şimdi ben ne yapacaktım. Yeni bir öğrenci hazırlayacak ne gücüm ne zamanım kalmıştı.
Burhan’ın peşinden öylece baka kaldım.

Yaptığım hatayı anlamıştım ama geç kalmıştım. Gönderilen resmî yazıya cevaben başka bir öğrencinin ismini yazıp gönderdim. Bir iki haftalık bir çalışma ile yarışmaya katılmak üzere Erzurum’a gittik.

Bayburt, Gümüşhane,Erzincan, Erzurum, Ağrı, Kars illerinden gelen izleyici öğrenci velileri ve yarışmacılarla salon dolmuştu.

Kuranı Kerim’i Güzel okuma yarışmasında öğrenciler birer birer performanslarını sundular. Hepsi de on üç, on beş yaşlarında pırıl pırıl gençler. Sırası gelen okuyor, elinden geleni yapıyordu.

Erzurum adına yarışan Burhan sahneye çıktığında çok tuhaf hisler yaşadım. Çok güzel okudu. Çalıştığımız aşr-ı şerifi okurken nerede tahvili eda, nerede tahzini seda yapacağını çok iyi biliyordum.
Birinciliği açıklanınca gözlerim doldu, boğazım düğümlendi sanki, içim burkuldu.
Birinci olan öğrencinin hocasıydım ama sahnede yanında değildim. Zira bunu benden ve Burhan’dan başka kimse bilmiyordu.

Burhan ve yeni hocası olan arkadaş sahneye çıktılar. Hediyelerini ve alkışlarını aldılar. Üst düzey yöneticilerimiz hocasını taltif ve takdir etti.
Ben ise oturduğum seyirci koltuğunda adeta çökmüş, yıkılıp kalmıştım. Zira bizim kurs dereceye girememişti. Neler hayal ederken neler olmuştu.

                            *   *   *

O yarışmadan birincilikle çıkamadım ama kendime çok iyi dersler çıkarmıştım.

Bunlardan ikisini (yeni öğretmen arkadaşlara) tecrübe babından zikretmek istiyorum :
1- Asla hiç bir öğrenciyi diğerinden farklı tutmamak. Ne daha fazla ne de daha az ilgili olmak. Her biri inci olan çocuklara birinci muamelesi yapmak ve eşit yaklaşımla eşit ilgi göstermek.
2- Yarışmalara birinci yetiştirmek değil hayata bir inci yetiştirmenin daha doğru olduğunu kavramak oldu.

                          *   *   *

Aradan yıllar geçti. Bir gün bir tv kanalında Burhan’ın dünya ikincisi olduğunun haberini seyrettim. Ama üzülmeden, yıkılmadan koltuğa çökmeden.
Bir camide imam olan Burhan’ı keyifle takip ettim. Kendisine uzatılan mikrofona şunları söylüyordu. Üzerimde emeği olan tüm hocalarımdan Allah razı olsun.
H. İbrahim ÇORAKLI
18.12.2021
Üsküdar / İstanbul

Kategoriler: Genel

0 yorum

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.